Simru Kitap Özeti, Kısa Kitap Hikaye Roman Özeti | Kitap Özeti

E-Kitap

Simru

 

Arka Kapak Bilgisi

Nereden çıktın yine karşıma?

Tamamlayamadığın hangi vicdansızlığın için döndün? Geçmişim olamamıştın, şimdi geleceğimde olmak için mi geldin? Artık benim için sen bir “fark etmez”sin. Fırtınada kaybolmuş bir yelkenli için rüzgârın nereden estiği önemli değildir. Geçti artık o günler… Mezarıma çiçekle gelmen, beni öldürmüş olman gerçeğini değiştirmiyor.

Sessiz çığlıkları vardır kırılan kalbimizin ve onları yalnızca Allah duyar. Senin duymadığın ve hiçbir zaman duyamayacaklarından bahsediyorum. Umarım beni anlıyorsundur. Keşke biraz düşünebilseydin. Düşünmediğin için şimdi kalbin acıyor biliyor musun? Beynin düşünemediği her şeyin cezasını kalp çeker. Düşünmek beyni acıtmaz ama düşünmemek kalbi yorar.

Şu hayatın bize en büyük darbesi beklediklerimizin hiçbir zaman gelmemesi, gelenlerin ise bizi hak etmemesidir. Bazı insanlar hiç başlamayan hayatlarının bitmesinden korkarlar… Neyi biriktirebilmişler ki kaybetsinler? Sen de onlardansın bana göre. Elinde avucunda hiçbir şey kalmamış ama hâlâ yitirmekten korkuyorsun. Kolların boşluğa alışmış ama benimle doldurmaya çalışıyorsun. Bitmişsin ama hiç başlamamış olduğunu anlayamamışsın. Söylenmiş sözleri duymamışsın, şimdi söylenmemişleri dinliyorsun. Göremediğin şey şuydu: Ben sana hayatımı verdim, sen onu başkasının çöpüne attın.

Bana gelince… İyiyim ben. Aşkta özgürlüğün tutsaklıkla başladığını ve aynı zamanda da hayatta aşktan daha önemli şeyler olduğunu öğrendim. Mesela insan olmak…

Kitap Özeti

Kahraman Tazeoğlu Simru
Su, camdan bir şeklin içine konduğu için o şekli alıyordu. İnsanlarda yaşadıkları anılara göre şekil alıyorlardı.

Simru çocukluğundan kalma bir aşk acısı çekmişti. Hem aldatılmıştı hem de aldanılmıştı. Kapılarını da uzun zamanlığına aşka kapatmıştı.

Simru’nun üniversiteden mezun olacağı yıl çok ünlü olan bir fotoğraf stüdyosuna gidip; kendisini bile tanımadığı halleriyle çeken Ceyhun’la tanışan, Simru hayatına bir fırtına gibi geçip giden ama izlerini üzerinde barındıran biriyle tanışmasına şans olmuştu. Ama bu fırtına iyi bir fırtına…

Ceyhun’un “Su neden yanmaz?” sorusu Simru için cevabı bulunması zor ama bir yandan da anlamının büyük olduğunu düşünerek, sorunun yazılı olduğu kâğıdı kolyesinin içinde taşıyordu.

Birde Simru’nun asosyal arkadaşı Hakan vardı. Kendisi olmasa da sebebiyet verdiği durumlar oluşturuyordu; kitabın kurgusunu.

Hakan bir geceliğine Simru’ya bir baloda eşlik etmesini isteyip, geleceği için çok önemli olduğunu söyleyince Simru, Hakan’ı kıramayıp kabul etmişti.

Baloda tanıştığı Şeyhmus ve Kemal ile tanışmıştı. Üniversite’den yeni mezun olan Simru iş arıyordu ve Şeyhmus da onun bu vesileyle yeni patronu olmuştu.

İlk işinin yanı sıra hem Kristal Küre gibi kazanımlı bir yerde hem de yüksek maaşla çalışmaya başlayan Simru’nun mutluluğu fazla sürmemişti. Her şeyin tamamladığını bir tek aşkın eksik olduğunu düşünen Simru; kendi evini bile alıp yerleşmişti ve bir tek kapısının çalınmasını bekliyordu.

Oysaki bir gece bulunduğu apartmanı alevler sarmış ve Simru ’da o alevlerin içinde yanmıştı. Ta ki kahramanı olan itfaiyeci Ali onu kurtarana kadar…

Simru gözlerini araladığında tüm yüzü sargı içindeydi ve yüzü tamamen yanmıştı. Duru güzelliğini kaybeden Simru ise büyük bir psikolojik depresyona girmişti. Kurtarıcısı olan Ali ise hastaneye Simru’yu alevlerin içinden çıkartırken yere düşürdüğü ve içinde ‘Su neden yanmaz?” sorusunun olduğu kolyeyi ve itfaiye istasyonunun bahçesinde yetişen bir çiçek getirmişti. Yeşermemiş çiçek. Oysaki Simru, Ali’ye teşekkür etmek yerine neden beni kurtardın diye yakınıyordu.

Simru şımartılarak büyümüş ve egolu bir karakter değildi. Sadece tüm güzelliğini kaybetmişti ve bu büyük sorunuyla boğuşuyordu. Aradan geçen birkaç günün ardından işine de sırf güzelliği kaybettiği için son verilen Simru; tükendiğini hissediyordu.

Kendisini kurtaran Ali, Simru ’ya telefon açıp hal hatır ve çiçeğin durumunu sorarken oldukça dostaneydi. Ve dertleşmek isterse kendisinin gönüllü olduğunu da vurgulamıştı. Simru her ne kadar içinden gelip ilk başta reddetse de daha sonra kendisi teklif etmişti.

Her bir bulaşma ötekini doğuruyordu ve dostlukları gittikçe pekişiyordu. Simru’nun hayatında ise neredeyse hiç arkadaşı kalmamış hale gelmişti. Yanında bir tek Ali vardı ve bu da bundan çok memnundu.

Her ne olursa olsun tekrar eski güzelliğine dönmek isteyen Simru, estetik ameliyatlarını araştırmış ve çok pahalı olduklarına karar vermişti. Ve bir gün Ali’ye aniden düşen miras, Simru’nun ameliyat parası olmuştu.

Simru artık eskisinden de güzeldi ve bir şekilde tekrardan eski işine başlamıştı. Hem de Şeyhmus’un sağ kolu olarak. Şeyhmus, Simru’nun yeni halinden çok etkilenmişti ve ona aşık olmuştu. Simru ile evlenmek istediğini dile getirdiğinde ise Simru’ da kabul etmişti.

Peki ya Ali ne olacaktı? Ali’ye de yaşananları anlattığında; Ali’nin de aslında daha Üniversite’nin başından beri kendisine aşık olduğunu öğrenen ve Ali’yi ruhum diğer parçası olarak adlandırırken, seçimi kimi olacaktı? Bu sorunun cevabını söylemek bana düşmez.

Kitap da en beğendiğim karakter Ali’ydi. Çünkü Simru’yu yalandan ya da başka bir neden koşulu olmadan olduğu gibi sevmişti. Aşkı gerçekti bunu hissedebilmiştim ama Şeyhmus’un sadece güzellik için olduğuna da adım kadar eminim. Onun haricinde kitabın son 30 sayfasında başka bir hikâye anlatılıyordu. Ve Kahraman Tazeoğlu’da bu yeni hikâyeyi Başka Bir Külkedisi Masalı olarak adlandırmıştı.

Kurguda baskın olsan da zenginlik veya fakirlik değildi, karakterlerin acı dolu geçmişiydi. Kahraman Tazeoğlu’nun okuduğum ilk romanıydı ve siz diğer Tazeoğulcular, aşağıya yorumlarınızı bekliyorum.

Yazar: Selin Gürcüoğlu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir